16 Ekim 2010 Cumartesi

Nuri Şahin'in İntikamı!

Lucas Podolski, bir pozisyon sonrasında Nuri'ye, size nasıl 3-0 "çaktık" gibisinden hareket yapar. Nuri'de maçın sonunda attığı golle, Podolski'ye hayatının hareketini çeker.

Unutulmazlar arasında yer alıverir.


14 Ekim 2010 Perşembe

Bahaneler bitmez!

Türk futbolunun geldiği noktayı sayfalarca yazdık, durduk. Yabancı hoca bize göre değilmiş, Terim'in günahı neymiş? Böyle takım mı kurulurmuş? Bitmek bilmeyen sorular ve sorunların hiç bir doğru cevabını bulamadan 6 puan kaybettik.


İlk iki maça 6 puanla başlayan Türk Milli takımı, son iki maçta 0 çekti. Grup liderliği maçında Almanya'ya, telafi maçında Azerbeycan'a bir güzel kaybettik. Futbol oynamadık yine ve de kötüyken bile kazanabilmeli büyük takım olgusunun kilometrelerce uzağına düştük. Peki neydi sorun? Neyi yanlış yaptık?


Fatih Terim ile beraber başlayan Milli takımı, kulüp takımı havasına bürümek ve kaynaşmayı hızlandırmak, kısa vaade de bize katkı sağlasada, uzun vaade de yani şu an bize acı veriyor. Fenerbahçe maçında bırakın Beşiktaş izleyicisini, futbol severleri bile çıldırtan futboluyla formsuzluğunun zirvesinde ki Nihat! Stoke City'nin 25 kişilik kadrosunda bile yer bulamayan Tuncay! Fenerhabçe 11'ine giremeyen Özer. Galatasaray'da son haftaların en çok eleştirilen oyuncusu Hakan Balta! 11'e girmeyi bırak, sonradan bile oyuna giremeyen Semih... Tüm bu isimlerin Türk Milli takımının 11'ini oluşturan temel iskelet olduğu düşünülürse, sorunun ne olduğu gayet ortaya çıkacaktır.


Sonuç olarak, Türk Milli takımının kadro kalitesi, isim olarak yeterli olsun diye uğraşırken, form seviyesini yerlerde süründürüyoruz. Avusturya maçına kadar 4 ay var. Bakalım, oyuncuların form tutmasını mı bekleyeceğiz, yoksa form tutmuş çalışkan çocuklardan bir kadro mu kuracağız?


Hiddink ya farkını ortaya koyacak ya da gazetelerin "GO HOME" manşetlerine razı olacak. Biz de hayal kırıklığı reklamlarına bir yenisini ekleyip güleriz, ağlacanak halimize.


Saygılarımla.

14 Eylül 2010 Salı

Karadeniz'de fırtına sert esiyor!

Tüm dünyada ligler başladıktan sonra en çarpıcı sonuçların İngiltere'de alındığına tanık olduk. Arka arkaya alınan 6 gollü maçlar bir an da bütün dikkatlerin zaten ilginin üst düzeyde olduğu premier lige kaymasını sağladı. Her daim bilinen akıcı, yüksek tempolu İngiltere futbolu bizleri mest etti.

Ligimizde sert, temposuz maçlar ve yüksek beklentilerle oluşturulan takımların ardı ardına kötü futbolları beklentileri inanılmaz derecede düşürmüştü.

Bugün televizyon karşısına geçip maçları beklerken, acaba maç mı izlesem yoksa gidip bir kaç dvd mi karıştırsam diye düşünmedim dersem yalan olmaz. Futbola olan aşkımın ağır basması beni inanılmaz bir hatanın eşiğinden döndürdü.

Yer Avni Aker, Trabzonspor - Sivasspor. Başlama düdüğünden, son düdüğe kadar temponun neredeyse hiç düşmediği, inanılmaz asistler ve birbirinden güzel gollerin atıldığı çok lezzetli bir maç seyrettim. Sezonun göze hoş gelen futbol oynayan takımlarının başlarında gelen Trabzonspor, Fenerbahçe maçınında üstüne futbol anlamında çok şeyler katarak Sivasspor'u bozguna uğrattı adeta. Kaptan Yattara önderliğinde, futbolu resitale çeviren bizim uşaklar, keşke 90 dakika bitmeseydi dedirtti.

Maçın keyfinden, analizine geçecek olursak eğer, tüm takımın uyum içerisinde ve dengeli bir futbol ortaya koyduğunu söyleyebilirim. Kaleci Onur'a her ne kadar çok iş düşmemiş gibi gözükse de maç 2-0 olduktan hemen sonra Sivasspor'lu Cihan Yılmaz'ın karşı karşıya pozisyonunda muazzam kurtarışı olmasaydı muhtemelen Trabzonspor bu denli rahat bi galibiyete ulaşamayabilirdi. Defans bloğunda Egemen ve Giray ikilisi gayet işinde başarılıydı. Burada Giray'a, geriden oyun kurma becerisi, isabetli pasları ve duran toplarda ki etkinliğinden dolayı kesinlikle fazladan alkışı göndermek gerek. Serkan, her zaman ki alıştırdığı tempolu oyununu bir de asistle süsledi ki, görülmeye değerdi. Bugün Cale'nin yerine sol bekte görev alan Ferhat, üzerinde ki stresi gizleyemese de bana kalırsa çok diri kaldı ve girdiği kademelerle göz doldurdu. Orta sahasında Selçuk ve Colman'la ayakta kalan Trabzon, Selçuk'un golü, Colman'ın da harika paslarıyla işini layıkıyla yaptı. Maç başında 4-2-4 görünümünde olan Trabzon'un harika işleyen ön kısmına teker teker teşekkürlerimizi sunmak gerek. Yeni transfer Jaja, bu dörtlünün aksayan kısmı gibi gözükse de ilk maçın heyecanı ve baskısı altında çok fazla da sırıtmadı.

Bir satır da yedekten gelen Alanzinho'ya. Teknik becerisi üst düzeyde olan Brezilya'lı bugün öyle bir asist yaptı ki, sanırım bir kaç yıl boyunca Lig Tv jeneriklerini süsleyecek. Oyuna girdikten sonra, zaten fazlaca yıpranmış olan Sivas takımını öldürücü paslarla adeta perişan etti. Nitekim bu şova yönelik futbol karşısında sinirlerine hakim olamayan Sivasspor'lu Sedat kırmızı kartla oyun dışı kaldı.

Sonuç olarak 90 dakika sonunda atılan 6 gol, keyiften mest olan bir ben ve kolbastı kalmıştı.

Alkışlar uşaklara.

12 Eylül 2010 Pazar

maddi, manevi büyüksün dev adam!


Türkiye, yıllar boyunca hep küçük zaferlerin gölgesinde büyük mutluluklar yaşardı. Her zaman bunu da başardık ya, tamamdır, sonrası olmasa da olurdu bizim için. Küçüktük.

Bir zamanlar bir büyüğüm, "insanlar büyüdükçe hayalleri küçülürmüş." derdi. Bu gece o büyüğüm de dahil olmak üzere hepimiz bir şeyi baştan öğrendik. Bizimkiler büyüdükçe, "devleştikçe" bizim hayallerimizde büyüdü!

O yüzden, ne olur durma, büyü, kocaman ol, DEV OL, ŞAMPİYON OL.

12 dev adamın masalının sonunu yarın yazacağız. Gökten bu gece elma falan düşmedi, o Semih'in bloğuydu.


Hadi şimdi hayal kurun, bu kadar gerçek kalbe zarar!


Saygılarımla.

26 Ağustos 2010 Perşembe

4'te ya nasip

Bu akşam yoğun ve bir o kadar da sıkıntılı bir avrupa programı bizi bekliyor. Yıllardır, dünyanın yatırımını yapsakta bir arpa boyu yol alamadığımız, hatta ve hatta sürekli gerilediğimiz Avrupa seyahat girişimilerimizin yeni bir bölümündeyiz.

Bundan 10 yıl önce Avrupa'da zirveyi görmüş futbol izleyicileri olarak, bugün acaba gruplara kalabilecek miyiz diye düşünen takımların ülkesindeyiz. Transfer harcamaları, yatırımlar, sponsorluk gelirleri gibi değerler göz önüne alındığında Avrupa'nın sayılı ülkelerinden biri olmamıza karşın, sistemsizliğimiz, gösteriş hevesimiz ve en önemlisi sabırsızlığımızla bu hallere düştük. Ne hallerde miyiz? Beraber göz atalım;

Turkcell Süper Lig'i ikinci sırada tamamlayarak Şampiyonlar Ligi'ne gitmeyi hak eden Fenerbahçe'nin aslında hiç haketmediğini gördük ilk olarak. Bütçe, taraftar, stat aklınıza ne gelirse Fenerbahçe'nin yanında ufacık kalan bir takımın futbol olarak ne kadar büyüdüğünü ve bizimkileri evine yolladığına tanık olduk.

Avrupa Fatihi, büyük Galatasaray'ımız toplam takım değeri nerdeyse bir Arda'ya eşit OFK karşısında kendi kafesinde kedi oldu, allahtan deplasmanda ne olduğunu hatırladı da atladı bir üst tura.

Bu iki güzide takımımız bir sonra ki etapta kendine gelir, hadi sezon öncesiydi diye bahaneleri kendimize yutturmaya çalışırken gördük ki hapı yutmuşuz.

Şampiyonlar Ligi'nde "Genç Çocuklar"dan korkup evine kaçan Fenerbahçe, bu sefer Kupa 2 de karşısına çıkan "Ateşli Yunan Çocuklarına" deplasmanda boyun eğdi. Şimdi dışarda ki taraftarların içinde "acaba?" sorularıyla dolu bir geceye bizi bekliyor. Olur da, ki allah korusun, elenirse Fenerbahçe bugün yine "kendi evinde" sanırım sorulacak tek bir soru olacak; "Ne olcak bu Fener'in hali?"

Döndük geldik tekrar Avrupa Fatihi Galatasaray'a. Kuralar çekildiğinde; "ne şanslı takım Galatasaray, en kolay kurayı çekti!" diyenlere "Ukrayna Aslanları" öyle bir diş geçirdi ki rakip ormanında, yine şaşkın gözlerle bakakaldık. Bugün OFK'ya yaptığı gibi içerde ki acıyı bir öfkeye dönüştürüp saldıran, ısıran aslanları "bir umut" bekliyoruz. Zaten lig içerisinde 2'de 0 yapan Galatasaray'ın olası elenişi ardından ben size gazete manşetini atıvereyim: "GO HOME RIJKAARD"

Bu süper ikilinin ardından elimizde kalan Trabzonspor ve Beşiktaş'a da küçük bir sayfa açmak gerek. Sezonu diğerlerine göre erken açan Beşiktaş, yıldız oyuncularının bireysel katkılarının dışında hala takım olamadı. Geçen hafta lig içerisinde ki İ.B.B maçında da gördüğümüz zaafların bu gece tekrarlanması durumunda bi kaza yaşanabilir diye düşünüyorum. Ancak ne GS ne de FB kadar umutsuz bir vakk'a değil BJK. Turu geçeceği inancım epeyce yüksek.

Son olarak Trabzonspor. Geçtiğimiz sezona damgasını vuran, ligin kaderini değiştiren kupa galibi, çekebileceği en zor kura olan Liverpool'u seçtikten sonra herkes tek bişey söyledi: "yazık oldu!" Sezona bana göre en iyi giriş yapan takım olan Trabzon'un Liverpool deplasmanında iyi işler yapabileceği inancım yanıltmadı. Eğer son bölümde Umut Bulut golü atmış olsaydı, bu gece içimin en rahat izleyeceği maç hiç kuşkusuz bizim "uşaklar" olurdu. Buna rağmen, Trabzonspor'a güveniyorum.

Bir yazının daha sonuna gelirken, temenniler ve kapanışlar kısmına şunu iliştirivereyim;

- OYNAYIN LAN!

saygılarımla.

24 Ağustos 2010 Salı

bi arkadaşa bakacaktık?


Arkadaşımız Galatasaray.

Bu sene kendisine ne Avrupa'da ne de Spor Toto Süper Lig'te pek rastlayamıyoruz.
Hayır ona benzediğini iddia eden "bişeyler" var ama, yok bu o değil.

Var mı bi gören, bilen? Dipte değil, zirvede olanı.

6 Ağustos 2010 Cuma

Boşvermişlik

Yaz ayları gelince elimi ayağımı çekiyorum herşeyden. Son bir kaç yazım sadece kendimden uzakta kalarak, biterek, yılarak ve sonunda anladığım kadarıyla heba ederek geçmiş.

Çok uzun bir süre sonra anladım ki, etrafımı saran parmaklıklar tüm hayatımı çalmış benden.

Şimdi huzur içinde tüm dünyayı karşıma alabilcek cesareti topluyorum.

Az kaldı. Çok az hem de.